Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya

Aft Neden Çıkar? Uzmanlardan Uyarı

Ağız içinde sık görülen aftların çoğu zararsız olsa da bazı besinler ve vitamin eksiklikleri bu yaraları tetikleyebiliyor. Uzmanlar, uzun süren ve şiddetli ağrıyla seyreden aftlarda doktora başvurulması gerektiğini vurguluyor.

Ağız içinde sık görülen aftların çoğu zararsız olsa da bazı

Ağız ülseri ya da yaygın adıyla aft, toplumda oldukça sık karşılaşılan bir sağlık sorunu. Yaklaşık her dört kişiden birinde görülen aftların büyük bölümü ciddi bir risk taşımıyor ve genellikle 7 ila 10 gün içinde kendiliğinden iyileşiyor. Ancak bazı durumlarda altta yatan nedenlerin araştırılması gerekebiliyor.

BBC’nin aktardığına göre uzmanlar, doğru beslenme alışkanlıkları ve ağız hijyenine dikkat edilmesi halinde aftların daha hızlı iyileşebileceğini, hatta bazı vakalarda tamamen önlenebileceğini belirtiyor.

Aft neden oluşur?

Genellikle yuvarlak ya da oval biçimde görülen aftlar, çoğu zaman ağız içinin yanlışlıkla ısırılması veya sürtünme gibi küçük travmalar sonucu ortaya çıkıyor. Bununla birlikte genetik yatkınlık, hormonal değişimler ve viral enfeksiyonlar da aft oluşumunda etkili olabiliyor.

Crohn hastalığı ve çölyak gibi otoimmün rahatsızlıklara sahip bireyler ile kemoterapi gören hastalarda aft görülme riski daha yüksek. Ayrıca ibuprofen gibi yaygın kullanılan bazı ilaçların da ağız yaralarıyla bağlantılı olabileceği ifade ediliyor. Uzmanlara göre en yaygın tetikleyicilerden biri ise stres. Stresin vücutta iltihaplanmayı artırdığı, bunun da ağız içi dokularını olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.

Beslenme aftı tetikler mi?

Bilimsel araştırmalar; B12 vitamini, demir, folik asit ve çinko eksikliğinin aft oluşumunda önemli rol oynadığını ortaya koyuyor. Özellikle et, yumurta, deniz ürünleri ve süt ürünleri tüketmeyen bireylerde bu vitamin ve minerallerin eksikliği daha sık görülebiliyor.

Uzmanlar, vegan ya da vejetaryen beslenmenin sağlıksız olduğu anlamına gelmediğini, ancak bazı besin grupları diyetten çıkarıldığında gerekli vitamin ve minerallerin mutlaka alternatif kaynaklardan alınması gerektiğini vurguluyor.

Bu kapsamda;

  • B12 ile zenginleştirilmiş bitki bazlı sütlerin tercih edilmesi,

  • Çinko için nohut, fıstık ve kinoa tüketilmesi,

  • Folat açısından koyu yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillere ağırlık verilmesi,

  • Demir için ıspanak gibi sebzelerin sofraya eklenmesi öneriliyor.

Ağız ülserini artıran yiyecekler

Alkol, gazlı içecekler ve turunçgiller, aft şikâyetini artırabilen başlıca besinler arasında yer alıyor. Asitli yiyecek ve içeceklerin sık tüketimi, ağız içindeki pH dengesini bozarak koruyucu tabakaya zarar verebiliyor. Bu durum da ağız mukozasını daha hassas hale getiriyor.

Çilek ve domates gibi genellikle masum görülen bazı besinlerin de aftı tetikleyebileceği belirtiliyor. Ayrıca baharatlı ve aşırı tuzlu yiyecekler ağız içini tahriş ederek yaraların oluşumunu kolaylaştırabiliyor.

Aft mevcutsa sert, gevrek ve keskin dokulu yiyeceklerden kaçınılması öneriliyor. Özellikle sert kabuklu ekmek gibi ürünler ağrıyı artırabiliyor.

Ağız hijyeni ve diş macunu seçimi

Uzmanlar, düzenli diş ipi kullanımının ve diş hekimi kontrollerinin önemine dikkat çekiyor. Diş macunlarında köpürmeyi sağlayan sodyum lauril sülfat (SLS) maddesinin bazı kişilerde aft oluşumunu artırabileceği belirtiliyor. Yapılan araştırmalar, SLS içermeyen diş macunlarının ağız yaralarını ve ağrıyı azaltabildiğini gösteriyor.

Ne zaman doktora gidilmeli?

Çoğu aft küçük ve geçicidir. Ancak bir santimetreden büyük olan, iki haftadan uzun süren ya da sık sık tekrarlayan aftlarda mutlaka doktora başvurulması gerekiyor.

Ayrıca şiddetli ağrı, ateş, karın ya da eklem ağrısı gibi başka belirtilerin eşlik ettiği durumlarda altta yatan bir hastalık ihtimali göz önünde bulundurulmalı. Bu gibi vakalarda vitamin ve mineral eksikliklerini tespit etmek için kan testi yapılması gerekebiliyor.

Uzmanlar, aftın bir ya da iki kez görülmesinin olağan olduğunu, ancak sık tekrarlayan ve yaşam kalitesini düşüren durumlarda mutlaka tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor.