Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya

Nefret Eken Kalıcı Olamaz: Yumuşak Gücün Gizli Gücü

Savaşlar cephede değil, zihinlerde kazanılıyor. Türk dizilerinden küresel diplomasinin gizli silahı ‘yumuşak güç’e kadar silahsız ikna sanatının analizi.

Savaşlar cephede değil, zihinlerde kazanılıyor. Türk dizilerinden küresel diplomasinin gizli

Ülkeler, tanklar ve füzeler (sert güç) kullanmadan dünyayı kendi söylemlerine nasıl inandırır?

Günümüz küresel siyasetinde “belirleyici güç nedir?” sorusuna verilen en temel cevaplardan ikisi askeri üstünlük ve ekonomik üstünlük oluyor. Bunun yanı sıra tam anlamıyla belirleyici faktör olarak bakılmasa da yumuşak güç üçüncü bir güç olarak değişen dünya düzeninde kendini gösteriyor. Bu gücün jeopolitik kaldıraç görevi gördüğü örnekleri inceleyelim. Türkiye’deki dizi sektörünün dünya çapında ün kazandığını ve büyük bir sektöre dönüştüğünü biliyoruz. Peki, bu yumuşak gücün gündelik politikalarla ne ilgisi var? Açıklamaya çalışırsam eğer şöyle diyebilirim: Türk tarihi ve kültürünü Güney Amerika, Kuzey Afrika, Balkanlar, Batı Asya ve Güney Asya olmak üzere milyonlarca kişiye tanıtan ve sevdiren bu dizilerin halk üzerinde oluşturduğu sempatiyi fark etmek gerekiyor. Türkiye’nin dahil olacağı bir konuda halkın sempatisi varken ülkemizin çıkarlarıyla çatışan kararları almak politikacılar tarafından zor olacaktır; yani baskı göreceklerinden çekinebilirler. Jeopolitik kaldıraç tam olarak bu; aslında yeterli ekonomik ve askeri güce sahip olmadığımız bölgelerde bile bu yumuşak güç sayesinde etkili olabiliriz.

Şimdi ülkeler arası ilişkilerde sert gücün bırakacağı etkiye bir bakalım. Bir ülkeye yapılan askeri müdahale ile istediğiniz politikaları yaptırabilir, çıkarınıza uygun sonuçlar elde edebilirsiniz; ancak bu yolun bırakacağı etki, sadece belirli bir düşman kesimi oluşturmakla kalmaz, halk arasında nesiller boyu devam edecek bir nefret hareketine dönüşebilir. Yumuşak gücün oluşturacağı ikna gücüne ve ortak değerler kütlesine bakalım bir de: Nesiller boyu devam edecek bir fedakarlık silsilesi ile kalıcı bir yer edinmek… Bu seçenek çok daha iyi gibi gözüküyor. Peki, bu güce sahip ülkeler –mesela ABD– bu güce sahipken neden bunu kullanmayı tercih etmiyor? Yumuşak gücün etkileri sınırlı olduğundan dolayı mı? Aslında hem doğru hem de eksik bir bakış açısı diyebilirim; yumuşak güç ile politika oluşturma yolunun vereceği sonuç ile sizin inşa ettiğiniz politikaların birbirleriyle çakışmaması gerekiyor. Aceleci siyaset gözetenler dünyanın tepesinde otursa dahi asla kalıcı bir medeniyet oluşturacak güce sahip olamıyor. İran İslam Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin politikaları ile Amerika Birleşik Devletleri’nin politikalarını birbirleriyle kıyasladığınız zaman bu farkı eminim ki siz de görebilirsiniz. Nefret ekip de kalıcı olmayı beklememelisiniz.

Güvenilir ortaklıklar oluşturma noktasında yumuşak gücün etkisine değinmek istiyorum. Suriye’de gerçekleşen olaylardan sonra Esad’ın ülkeyi terk etmesi ve sonrasında Rusya’ya sığınması, belki de tam olarak bu politikaya hizmet eder bir hareketti. Esad’ın Rusya’da güvende olduğunu açıklayan Kremlin yönetimi, Rusya Federasyonu’yla ortak yol yürüyenleri, ABD’nin aksine “kullanıp atmadığını” belirtmişti. Burada bir yumuşak güç söylemi örneği gösteren Rusya, diğer müttefik ülkelere ve potansiyel müttefiklere “güvenilir ortak” mesajı göndermiş, ileride gerçekleşecek diplomatik ilişkiler için kolaylaştırıcı bir politika üretmişti.

Bu örnekleri inceleyip de yumuşak gücü sadece turizm gelirleri olarak görmemek ve birden fazla katmanlı bir yapıya sahip olduğunu, bahsettiğimiz askeri ve ekonomik gücün sahada var olmada çok önemli bir etken olduğunu görmemiz gerekiyor. Bugün İslam’ın birleştirici gücünün Müslüman ülkelere sunduğu bu gücün hiçbir din veya etnik toplulukta var olmadığını da anlamalıyız. Geleceğin dünyasında varlığımızı koruyabilmek istiyorsak zihinlerde kazanılacak söylem savaşlarında yerimizi güçlendirmeliyiz. Uzun vadede kendisiyle çelişen bir söylem üretmek ve bunu insanların aklına kazımak neredeyse imkansızdır. Gerçekten doğruyu yaşayan ve söylemini iletebilen toplumlar gelecekte en etkin güçler olarak boy gösterecektir.