Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya

Azerbaycan ile küsüyor muyuz?

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri başörtüsü yasağı ve İsrail yakınlaşmasıyla zayıflıyor; bu kopuş Türkiye’nin etkisini azaltarak bölgede Batı/İsrail etkisini artıracak ve en çok Azerbaycan’a zarar verecektir.

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri başörtüsü yasağı ve İsrail yakınlaşmasıyla zayıflıyor; bu kopuş

Azerbaycan ile küsüyor muyuz?

19 Ekim 2026
Yazar: Emir Kenter

Son günlerde Azerbaycan hakkında her gün farklı bir haberle uyanırken onu sıkı sıkıya takip edenler bile Azerbaycan’a cephe almış durumdalar. Daha doğrusu Aliyev rejimine karşı bir tutum sergiliyorlar. “İki devlet, tek millet” sloganı ile yıllardır inşa edilen sıkı bağlar birkaç gün içerisinde nasıl oldu da bu büyüklükte bir yıkıma uğradı? Aliyev rejimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gelişen güçlü ilişkiler Cumhuriyet tarihinde en yüksek seviyelere ulaşmıştır; özellikle kendi seçmen tabanlarında bu bağ gerçekten de hissedilmekteydi, ta ki son günlere kadar. Peki, gündemde büyük bir yer edinen bu ilişkiler nasıl başlamıştı?

1. İlişkilerin Başlangıcı ve İlk Temaslar (2002–2003)

İlk temaslar 2002 ve 2003’te gerçekleşmişti; her iki yönetici de o yıllarda önemli görevlere gelmişti. Aliyev Cumhurbaşkanı seçilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan ise AK Parti Genel Başkanlığının ardından başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Aliyev’in Türkiye ziyaretine daha 1 yıl varken ilk resmi ziyareti Fransa’ya olmuştu. Karabağ meselesi bu ziyaretin ana başlığıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise henüz başbakan olmadan önce Azerbaycan’a yolculuk etmişti. Bir diğer bilgi ise Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda, KKTC’den sonra ilk resmi ziyaretini Azerbaycan’a yapmıştı.

2. Enerji, Altyapı ve Kurumsallaşma Dönemi (2004–2019)

Bu yıllar aslında birkaç diplomatik soğukluk dışında oldukça yoğun geçmişti. Çok tartışılan, İsrail’e petrol iletimini sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı projesi 2006’da hayata geçmişti. Bunun yanı sıra Doğu Anadolu’nun ve Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacının bir kısmı da bu yıllarda inşa edilen projeler sonucu karşılanmaya başlanmıştı. Bahsettiğim soğukluk ise Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi yönünde atılan adımlar sonucunda ortaya çıkmıştı. Bakü ve Ankara, 2009 yılında Zürih Protokolleri sonucunda önemli bir soğukluk yaşamıştı; bu süreç ise dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “Karabağ sorunu çözülmeden sınırlar açılmayacak” sözüyle tekrar normale dönmüştü; ancak belki de hiçbir zaman normale tam anlamıyla dönememişti.

3. Savunma İttifakı ve 2. Karabağ Savaşı Dönemi (2019–2021)

Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerinin zirve yaptığı yıllar işte bu dönemdi. Aliyev rejimi Ermenistan ile büyük çaplı bir savaşa girmişti ve Türkiye ile İsrail’den büyük bir destek almıştı. Bu savaşın sonucunda Şuşa Beyannamesi imzalanmış ve resmi olarak Azerbaycan zafer elde etmişti. Azerbaycan halkının verdiği cesur fedakarlıkların savaşta büyük bir etken olduğu gayet açıktı; Ermenistan tarafında bu enerjiyi göremiyordunuz. Ancak bütün bu fedakarlıklar bir yana, savaşta zaferi getiren büyük bir etken daha vardı; o da Türkiye yapımı savaş SİHA’larıydı (dronlarıydı). Bu faktör savaşta olmasaydı bu kadar net bir zafer elde edebilirler miydi pek emin değilim. Bu durum hem Türkiye hem de Azerbaycan medyasında geniş bir yer bulmuş hem de iki ülkenin yöneticilerinin söylemlerinde kabul görmüştü; ta ki geçtiğimiz günlere kadar.

4. Türkiye’nin Azerbaycan Üzerindeki Etkisini Kaybediş Dönemi (Günümüz)

Üç başlık var ki gerçekten işin içerisinden çıkılacak gibi değil:
1- Azerbaycan devlet okullarındaki başörtüsü yasağı
2- İsrail ve Azerbaycan ilişkileri
3- Ermenistan ve Türkiye normalleşmesi

Bu üç başlığa derin açıklamalar yapmayacağım. Bildiğiniz üzere Azerbaycan hem öğrencilere hem de öğretmenlere başörtüsü yasağı uygulamaya başladı. Birleşmiş Milletler’de Netanyahu’nun konuşması süresinde konferans salonunu terk eden onlarca ülke varken Azerbaycan temsilcileri bunlardan birisi değildi. Son aylarda tamir edilen Ermenistan-Türkiye sınır köprüleri ve atılan adımlar derken, bu üç konu iki ülkenin de halk kesiminden tutun resmi parti yöneticilerinin söylemlerine kadar negatif ve soğuk bir hava estirdi. Günümüz koşullarından bakınca önümüzdeki yıllarda bu konuların halk tabanında çözüleceği gözükmüyor. Peki, bu ne demek?

Bu ilişkilerin kopmasına sevinmeli mi yoksa üzülmeli miyiz?

Türkiye’nin Azerbaycan üzerindeki etkisini bu denli kaybetmesi demek, başka bölgesel ve küresel güç odaklarının bu boşluğu dolduracağı anlamına gelir. Nasıl bu kopuş gerçekleşti diye inceleyince, oluşan boşluğu İran İslam Cumhuriyeti’nin dolduracağı pek olası görünmüyor; aynı zamanda Ukrayna desteğiyle önemli söylemler geliştirmeleri, Rusya’nın da bu boşluğu dolduramayacağı anlamına geliyor. Geriye kalan en muhtemel güç odakları ise İsrail ve Amerika; yani bölgeyi kendi çıkarları için yıllardır ateşe atan ülkeler. Aslında bu artık bir soru işareti değil, nesnel bir konu haline gelmiş durumda: Azerbaycan Türkiye ile olan ilişkisini azaltırken İsrail ile olan ilişkisini artırıyor. Bu durum ne Türkiye ne İran ne de Rusya için iyi haber anlamına gelmez. Aslında günün sonunda hem etnik hem dini hem de tarihsel kökeniyle Azerbaycan, gerçek dost ülkelerinden uzaklaşıp bölgede istikrarsızlık yaratan bir ülkeyle yakınlaşması sebebiyle gerçek kaybeden ülke olacaktır. İlham Aliyev rejimi ile kontrolü ele almış gibi gözüken İsrail, stratejik bir üstünlük kazanmış gibi gözüküyor; ancak halk kesiminde yaşattığı huzursuzluk ile bir noktada kendi sonunu mu hazırlıyor acaba? Türkiye’de zamanında olduğu gibi, devlet tarafından dışlanan muhafazakar kesim ileriki yıllarda iktidarı ele geçirmişti. İşte bu sorular aklımızdayken dünya daha da fazla savaş meydanlarını hazırlamaktadır; asıl kaybedenler ise savaşmak istemese de savaşmak zorunda kalan insanlar olacaktır.