Azerbaycan’da başörtüsü meselesi, 2026 sonbaharında yeniden ülkenin en çok tartışılan toplumsal ve siyasi konularından biri haline geldi. Eylül ayının sonlarında devlet okullarındaki öğrenci kıyafetlerine ilişkin yeni düzenlemeler gündeme geldi. Söz konusu düzenlemelerde başörtüsü açıkça yasaklanmasa da okul kıyafet kurallarına veya eğitim sisteminin laik niteliğine aykırı görülen bazı kıyafetlere sınırlamalar getirildi.
Düzenlemelerin uygulanmasının ardından başörtülü bazı öğrenci ve öğretmenlerin okullara girişinin engellendiğine ilişkin haberler yayımlandı. Bu gelişmeler, bazı ailelerin ve sivil toplum temsilcilerinin tepkisine yol açarken devletin öğrencilerin kıyafetleri üzerindeki yetkisinin sınırlarına ilişkin tartışmaları da genişletti.
Temel soru şu: Okul kıyafet kurallarına uyulması, bir öğrencinin eğitim hakkından mahrum kalması pahasına mı sağlanmalıdır? Devlet, kamu okullarında belirli kıyafet standartları uygulayabilir. Ancak bu kuralların uygulanması, vatandaşların anayasal haklarıyla da uyumlu olmalıdır. Bu nedenle yalnızca idari düzeni veya eğitim sisteminin laik niteliğini gerekçe göstermek, sınırlamaların gerekliliğini ve ölçülülüğünü açıklamadan tartışmayı sona erdirmek için yeterli değildir.
Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan’da Şiilik, toplumun dinî kimliğinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu nedenle dinî kıyafetlere ilişkin politikalar yalnızca eğitim alanını değil, devlet ile dinî hassasiyetleri bulunan aileler arasındaki ilişkiyi ve toplumun temel özgürlüklere yönelik algısını da etkileyebilir.
Azerbaycan Anayasası Ne Diyor? Laiklik ve Vicdan Özgürlüğü
1995 yılında kabul edilen Azerbaycan Anayasası, devletin ve kamu eğitim sisteminin laik niteliğini vurgularken eşitlik, vicdan özgürlüğü ve eğitim hakkı gibi temel hakları da güvence altına alıyor. Bu ilkelerin yeni okul düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmesi, tartışmanın hukuki boyutunun anlaşılması açısından önem taşıyor.
Anayasa’nın 18. maddesi, din ile devlet işlerinin ayrılığını ve eğitim sisteminin laik niteliğini düzenliyor. 25. madde eşitlik ilkesini ve ayrımcılık yasağını ele alıyor. 42. madde eğitim hakkını güvence altına alırken 48. madde vicdan özgürlüğünü, kişinin dinini seçme veya herhangi bir dine mensup olmama hakkını tanıyor. 49. madde ise barışçıl toplantı ve gösteri hakkına ilişkin hükümler içeriyor.
Bu ilkelerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Devlet okullarının laik olması, eğitim kurumlarının herhangi bir dini zorla benimsetmemesi veya dinî propaganda aracı haline gelmemesi anlamına gelir. Ancak laiklik ilkesi, bireylerin kişisel dinî inançlarını simgeleyen her türlü unsurun okul ortamından çıkarılması gerektiği sorusuna tek başına cevap vermiyor.
Hukuki açıdan üç konunun birbirinden ayrılması gerekiyor: Eğitim kurumlarının dinler karşısında tarafsızlığı, öğrencilerin inançlarını hukuka uygun biçimde yaşama ve ifade etme özgürlüğü ve bütün öğrencilerin eğitime eşit erişim hakkı.
Yeni düzenlemelerin hukuka uygunluğunun değerlendirilebilmesi için yönetmeliklerin tam metninin, uygulama talimatlarının, okullardaki kararların ve yargı yoluyla itiraz imkânlarının incelenmesi gerekiyor. Ayrıca sınırlamaların hangi kıyafetleri kapsadığı ve okul düzenini korumak için daha az kısıtlayıcı yöntemlerin mümkün olup olmadığı da açıklığa kavuşturulmalı.

Azerbaycan Hükümetinin Politikası Neden Tartışma Yarattı?
Azerbaycan hükümetinin yeni düzenlemeleri hangi amaçlarla uyguladığını değerlendirirken ihtiyatlı olmak gerekiyor. Güvenilir belgeler olmadan politikanın arkasındaki temel amacı kesin biçimde belirlemek mümkün değil. Bununla birlikte bazı siyasi ve toplumsal faktörler, tartışmanın arka planını anlamaya yardımcı olabilir.
- Devletin laiklik anlayışını güçlendirme çabası
Azerbaycan yönetimi bağımsızlığından bu yana laik devlet yapısını korumaya ve dinî kurumların faaliyetlerini denetlemeye önem veriyor. Bu çerçevede okul kıyafetlerine ilişkin kurallar, basit bir idari düzenlemenin ötesine geçerek dinin kamusal alandaki konumuna ilişkin tartışmaların parçası haline gelebiliyor.
Ancak dinî kurumların denetlenmesi ile vatandaşların kişisel kıyafet tercihlerinin sınırlandırılması aynı mesele değildir. Hükümetin politikasını değerlendirmek için bu iki alan arasındaki ayrımın korunması gerekiyor.
- Yabancı nüfuzuna ilişkin endişeler
Azerbaycan ile İran arasındaki ilişkiler, tarihî ve dinî bağlara rağmen güvenlik, Güney Kafkasya’daki gelişmeler ve İsrail ile ilişkiler gibi konularda önemli anlaşmazlıklar içeriyor. Bu ortamda bazı siyasi değerlendirmelerde dinî faaliyetler, yabancı ülkelerin etkisine ilişkin kaygılar çerçevesinde ele alınıyor.
Bununla birlikte, bir kişinin başörtüsü takması, herhangi bir yabancı devletle örgütsel bağlantısı bulunduğunu göstermez. Yabancı nüfuzunu önleme amacıyla uygulandığı ileri sürülen politikalar değerlendirilirken örgütlü siyasi faaliyetlerle bireysel dinî tercihler birbirinden ayrılmalıdır.
- Toplumsal hareketlilik ve ulusal kimlik tartışması
Toplumsal bir mesele protestoların merkezine yerleştiğinde, devlet ile toplum arasındaki daha geniş bir tartışmanın parçası haline gelebilir. Ancak bağımsız kanıtlar olmadan yeni düzenlemelerin temel amacının belirli bir dinî hareketi bastırmak veya protestoları önlemek olduğu sonucuna varılamaz.
Başörtüsü tartışması aynı zamanda Azerbaycan ulusal kimliğinin nasıl tanımlanacağı sorusuyla da bağlantılıdır. Ulusal kimlik ağırlıklı olarak dil, kültür ve laik miras üzerinden mi şekillenmeli, yoksa İslam da bu kimliğin tanımlanmasında daha belirgin bir rol mü üstlenmeli?
Bu iki unsur zorunlu olarak birbirine karşıt değildir. Bir kişi hem Azerbaycan’ın ulusal kimliğine bağlı olabilir hem de başörtüsü takmayı tercih eden inançlı bir Müslüman olabilir.
Ailelerin Tepkileri ve Gözaltılar
Ekim 2026’da yayımlanan haberlerde, kıyafet düzenlemelerinin uygulanmasına karşı öğrenci, veli ve bazı öğretmenlerin protestolar düzenlediği bildirildi. Al Jazeera’nın 12 Ekim tarihli haberinde, okullara girişleri engellendiği belirtilen öğrenci ve öğretmenlerin görüntülerine yer verildi. En az iki okulda protestolar ve dersleri boykot etme girişimleri olduğuna ilişkin haberler de yayımlandı.
Bu gelişmeler, tartışmanın okul kıyafetleriyle ilgili idari bir anlaşmazlığın ötesine geçtiğini ve vatandaşlık hakları ile devletin yetkilerinin uygulanması konularını gündeme taşıdığını gösteriyor.
Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, 12 Ekim’de Bakü’de protestolarla bağlantılı olaylar nedeniyle 37 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Uluslararası Af Örgütü ise 16 Ekim tarihli açıklamasında aktivistlerin 200’den fazla kişinin gözaltına alındığına ilişkin bildirimlerine yer verdi. Farklı kaynaklardan gelen bu rakamlar aynı kapsamda değerlendirilmemeli; bağımsız biçimde doğrulanmamış iddialar kesinleşmiş veriler olarak sunulmamalıdır.
Uluslararası Af Örgütü, ayrımcı nitelikteki kısıtlamaların kaldırılması, öğrenci ve öğretmenlerin okullara dönmesinin sağlanması ve yalnızca barışçıl protestolara katıldıkları için gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Örgüt ayrıca yeni düzenlemelerden etkilenen kız çocuklarına ücretsiz çevrim içi dersler vermeyi planlayan bir sivil toplum aktivistinin kaybolduğuna ilişkin haberlerden duyduğu endişeyi dile getirdi.
Bu süreçte barışçıl protesto hakkına saygı gösterilmesi ve güvenlik güçlerinin müdahalelerinin orantılı olması önemli başlıklar arasında yer alıyor. Resmî açıklamalar, aktivistlerin iddiaları ve bağımsız kuruluşlar tarafından doğrulanmış olaylar arasında ayrım yapılması da gerekiyor.
Türkiye’nin Tepkisi: İki Yakın Müttefik Arasında Başörtüsü Tartışması
Türkiye, tarihî, dilsel, kültürel, ekonomik ve güvenlik alanlarındaki bağları nedeniyle Azerbaycan’ın en önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. İki ülke arasındaki yakınlığı ifade etmek için kullanılan “Bir millet, iki devlet” sloganı da bu ilişkinin simgelerinden biri.
Bu nedenle Türkiye’deki bazı siyasi isimlerin Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarına yönelik eleştirileri özel bir hassasiyet yarattı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından Oktay Saral, başörtülü kız öğrencilere yönelik kısıtlamaları eleştiren isimler arasında yer aldı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nden bazı milletvekilleri de uygulamayı din özgürlüğü ve eğitim hakkı açısından değerlendirdi.
Bununla birlikte, bireysel siyasi açıklamalarla Türkiye hükümetinin resmî tutumu birbirinden ayrılmalı. Turkish Minute’ın 3 Ekim tarihli haberinde, Türkiye hükümetinin o tarihe kadar Azerbaycan’daki yeni düzenlemelere doğrudan yönelik resmî bir tepki açıklamadığı belirtiliyordu.
Erdoğan, 22 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Müslüman kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın arttığına değinmiş, ancak Azerbaycan’ın adını doğrudan anmamıştı.
Azerbaycan’ın iktidar partisi Yeni Azerbaycan Partisi ise 13 Ekim’de yayımladığı açıklamayla Saral’ın ve AK Parti’den bazı milletvekillerinin sözlerini eleştirdi. Parti, bu açıklamaları Azerbaycan’ın içişlerine müdahale olarak nitelendirerek eğitim politikaları ve anayasal düzen konularında ülkenin bağımsız karar alma hakkını vurguladı.
Böylece tartışma, öğrenci kıyafetlerinden iki ülke arasındaki ilişkilerde ulusal egemenliğin sınırlarına ve bir müttefikin diğerinin iç politikasını eleştirme hakkına uzandı.
Türkiye’nin kendi tarihindeki başörtüsü tartışmaları da bu konuya yönelik hassasiyetin anlaşılmasına yardımcı oluyor. 1990’lı yıllarda Türkiye’de başörtülü kadınlara üniversitelerde ve bazı kamu görevlerinde çeşitli kısıtlamalar uygulanmış, sonraki yıllarda bu kısıtlamaların önemli bir bölümü kaldırılmıştı.
Bu nedenle Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin derslere alınmadığına ilişkin haberler, Türkiye’deki bazı kesimlere geçmişte yaşanan tartışmaları hatırlatıyor.
Bununla birlikte, iki ülke arasındaki son anlaşmazlığın stratejik ilişkilerin sona ereceği anlamına geldiği söylenemez. Ekonomik ilişkiler, savunma iş birliği ve bölgesel çıkarlar, ilişkilerin geleceğini etkileyen önemli unsurlar olmaya devam ediyor.
İran’ın Tepkisi: Dinî Dayanışma ve Jeopolitik Gerilim
İran, Azerbaycan toplumunun bazı kesimleriyle paylaştığı tarihî ve dinî bağlar nedeniyle ülkedeki din özgürlüğüne ilişkin gelişmeleri yakından takip ediyor. Ancak Tahran ile Bakü arasındaki ilişkiler, kültürel ortaklıkların yanı sıra siyasi ve güvenlik alanındaki anlaşmazlıklarla da şekilleniyor.
- Protestoların örgütlenmesine ilişkin suçlamalar
İran’ın Bakü Büyükelçiliği, 15 Ekim 2026’da Azerbaycan’daki başörtüsü protestolarında Tahran’ın rolü bulunduğuna ilişkin suçlamaları reddetti. Açıklama, Azerbaycan’daki bazı yorum ve haberlerde protestolar üzerinde yabancı medya kuruluşlarının veya dış aktörlerin etkili olabileceğinin öne sürülmesinin ardından geldi.
İran Büyükelçiliği suçlamaları temelsiz olarak nitelendirerek devletlerin egemenliğine saygı ve iyi komşuluk ilişkileri ilkelerini vurguladı.
Bu açıklama, Tahran’ın başörtüsüyle ilgili protestoların İran tarafından organize edilmiş bir siyasi operasyon olarak sunulmasına karşı çıktığını gösteriyor.
Ancak İran medyasının krizle ilgili rolünü değerlendirirken haber yayımlamak, protestoculara siyasi veya dinî destek vermek ve protestoları fiilen organize etmek arasında ayrım yapılmalı. Bu faaliyetler aynı anlama gelmiyor. Doğrudan örgütleme iddiasının kanıtlanabilmesi için bağımsız ve somut delillere ihtiyaç var.
- İran açısından konu neden önemli?
İran açısından, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkede başörtüsüne getirilen sınırlamalar, dinin toplumdaki yeri ve vatandaşların dinî hakları hakkında sorular doğurabilir.
Öte yandan İran’ın kendi başörtüsü politikaları da bu tartışmanın bir parçası. Ülkede zorunlu başörtüsü uygulaması uzun süredir toplumsal ve siyasi tartışmalara konu oluyor. Bu nedenle Tahran’ın din özgürlüğü ve başörtüsü konusundaki açıklamaları, kendi iç politikalarıyla tutarlılık açısından da değerlendirilebilir.
Bu durum, Azerbaycan’daki kız öğrencilerin eğitim hakkına ilişkin kaygıları geçersiz kılmaz. Ancak devletlerin bu tür krizlere verdiği tepkilerin yalnızca insan hakları ilkeleriyle değil, siyasi çıkarlar, dinî kimlik ve bölgesel ilişkilerle de bağlantılı olabileceğini gösterir.
Azerbaycan ile İran arasındaki güvenlik, İsrail, Güney Kafkasya ve bölgesel nüfuz konularındaki anlaşmazlıklar da tarafların gelişmeleri yorumlama biçimini etkileyebilir. Buna rağmen, halkın taleplerini yalnızca iki devlet arasındaki rekabetin bir sonucu olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Bir ailenin kızının kıyafeti nedeniyle eğitim hakkının kısıtlandığını düşünmesi, İran veya Türkiye’nin politikalarından bağımsız bir talep olabilir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi, vatandaşlık haklarına ilişkin bir meselenin devletler arası propaganda mücadelesine dönüşmesi riskini artırır.
İslam Dünyası ve Uluslararası Kuruluşların Tepkileri
Azerbaycan’daki başörtüsü tartışması, Ekim ayının ortalarında ülke sınırlarını aşan bir konu haline geldi. Türkiye’de protestolar düzenlendiğine ilişkin haberler yayımlanırken uluslararası insan hakları kuruluşları da yeni düzenlemelerin sonuçlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tepkiler üç temel düzeyde ele alınabilir.
İlk düzeyde, aileler, öğrenciler, dinî gruplar ve sivil toplum temsilcileri bulunuyor. Bu kesimler, başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının kısıtlandığı yönündeki iddialara dikkat çekiyor.
İkinci düzeyde, siyasi açıklamalar yer alıyor. Türkiye’deki bazı siyasi isimlerin eleştirileri, Azerbaycan iktidar partisinin yanıtı ve İran Büyükelçiliğinin dış müdahale iddialarına ilişkin açıklaması bu kapsamda değerlendirilebilir.
Üçüncü düzeyde ise insan hakları kuruluşlarının çağrıları bulunuyor. Uluslararası Af Örgütü, 16 Ekim’de ayrımcı kısıtlamaların kaldırılması ve yalnızca barışçıl protestolara katıldıkları için gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Bu açıklamalar, meselenin yalnızca dinî kıyafetlerle ilgili olmadığını; eğitim hakkı, vicdan özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkı gibi farklı alanları da kapsadığını ortaya koyuyor.

Başörtüsü Krizinin Azerbaycan’ın Geleceğine Olası Etkileri
Azerbaycan’daki başörtüsü tartışması, ülkenin siyasi ve toplumsal yaşamını farklı düzeylerde etkileyebilir.
Birinci olarak, devlet ile dinî hassasiyetleri bulunan toplum kesimleri arasındaki mesafe artabilir. Eğitim hakkının kısıtlandığına ilişkin şikâyetlerin devam etmesi, bazı ailelerin devlet kurumlarına yönelik güvensizliğini artırabilir. Düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve açık çözümler geliştirilmesi ise gerilimin azaltılmasına katkıda bulunabilir.
İkinci olarak, eğitimle ilgili bir mesele kimlik tartışmasına dönüşebilir. Başörtüsünün ulusal kimlik, yabancı nüfuzu ve siyasi bağlılık konularıyla ilişkilendirilmesi, anlaşmazlığın çözümünü zorlaştırabilir. Açık kurallar ve ailelerle diyalog yoluyla yönetilebilecek bir sorun, toplumdaki daha derin ayrışmaların sembolü haline gelebilir.
Üçüncü olarak, Türkiye ile ilişkiler etkilenebilir. Türkiye’deki bazı siyasi isimlerin eleştirileri ve Azerbaycan iktidar partisinin buna verdiği yanıt, meselenin iki ülke arasındaki yakın ilişkiler üzerinde tartışma yaratma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Gerilimin boyutu, sonraki gelişmelere ve iki hükümetin anlaşmazlığı nasıl yöneteceğine bağlı olacak.
Dördüncü olarak, İran ile karşılıklı güvensizlik artabilir. Bakü’nün başörtüsü protestolarını İran’ın örgütlü nüfuzuyla ilişkilendirmesi ve Tahran’ın bu konuyu siyasi rekabet çerçevesinde ele alması, taraflar arasındaki şüpheleri derinleştirebilir. İran Büyükelçiliğinin müdahale iddialarını reddetmesi, konunun şimdiden siyasi bir anlaşmazlık alanına dönüştüğünü gösteriyor.
Beşinci olarak, uluslararası insan hakları baskısı artabilir. İnsan hakları kuruluşlarının açıklamaları ve uluslararası medyada yayımlanan haberler, kıyafet düzenlemelerinin uygulanması, protestolarla bağlantılı gözaltılar ve öğrencilerin eğitime erişimi konularına yönelik ilgiyi artırabilir.
Ancak uluslararası tepkilerin somut sonuçları, sunulan kanıtların güvenilirliğine, haberlerin devamlılığına ve Azerbaycan yönetiminin atacağı adımlara bağlı olacaktır.
Sonuç: Azerbaycan’da Başörtüsü Kısıtlamalarına Tepkiler Artıyor
Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının kısıtlandığına ilişkin haberler, hükümetin laiklik politikası ve din özgürlüğüne yaklaşımı konusunda ciddi eleştirilere yol açıyor. Başörtüsünün açıkça yasaklanmadığı belirtilse de uygulamada bazı öğrencilerin okullara alınmaması, laiklik ilkesinin dinî hakların sınırlandırılması için kullanıldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Anayasa’da güvence altına alınan eğitim hakkı, vicdan özgürlüğü ve eşitlik ilkeleri dikkate alındığında, öğrencilerin dinî kıyafetleri nedeniyle eğitimden mahrum bırakılması hukuki açıdan tartışmalı bir uygulama olarak öne çıkıyor. Protestolarla bağlantılı gözaltı haberleri de barışçıl gösteri hakkı ve temel özgürlükler konusundaki endişeleri artırıyor.
Azerbaycan yönetimine yönelik eleştiriler yalnızca başörtüsüyle sınırlı değil; devletin dinî özgürlüklere yaklaşımı, protestoculara yönelik müdahaleler ve vatandaşların haklarını kullanma imkânları da tartışmanın merkezinde yer alıyor. Türkiye’den gelen eleştiriler ve Uluslararası Af Örgütü’nün çağrıları, konunun uluslararası boyutunu genişletiyor.
Sonuç olarak, Azerbaycan hükümetinin önündeki temel mesele, laiklik gerekçesiyle uygulanan düzenlemelerin öğrencilerin eğitim ve din özgürlüğünü ihlal edip etmediğidir. Başörtülü kız öğrencilerin eğitimden dışlanması ve barışçıl protestolara katılan kişilerin gözaltına alınması yönündeki iddialar, bağımsız biçimde incelenmeli; temel hakları sınırlayan uygulamalar sona erdirilmelidir.

