ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze ateşkesi sonrasındaki adımları, Orta Doğu’da yeni bir denklemin oluşmakta olduğuna işaret ediyor. Bu denklemde İsrail’in geleneksel sertlik politikaları sorgulanırken, Suriye’ye yönelik ABD yaklaşımında “yeniden inşa ve normalleşme” eksenli bir yönelim öne çıkıyor.
Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu’yu Beyaz Saray’a davet etmesi, Washington’un Tel Aviv ile ilişkisini bu Suriye merkezli vizyonla uyumlu biçimde yeniden kurmak istediğini gösteriyor.
Trump’ın Kalbindeki Bölge Vizyonu
Trump yönetimi, özellikle 2020’de imzalanan Abraham Anlaşmaları modelini genişletmek istiyor. Trump’ın beklentisi, bu anlaşmalara Suudi Arabistan’ın ardından Türkiye gibi bölgesel güçlerin de katılması. Böylece hem İran’ın etkisi dengelenmiş olacak, hem de ABD’nin bölgedeki askeri yükü hafifleyecek.
Ancak Netanyahu yönetiminin izlediği agresif ve yayılmacı politika, bu vizyonla açıkça çelişiyor. Trump’a göre İsrail, ABD’den güvenlik ve diplomatik destek almasına rağmen, karşılığında bölgesel barış adına yeterli çabayı göstermiyor.
Suriye: Yeni Denklemde Merkez Ülke
Trump’ın söylemleri ve atamaları, ABD’nin Suriye politikası açısından yeni bir sayfa açıldığını gösteriyor. Özellikle Tom Barrack’ın hem Ankara Büyükelçisi hem de Suriye Özel Temsilcisi olarak atanması, bu yönde güçlü bir sinyal.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın muhatap alınması ve Suriye’ye yönelik izolasyonun sonlandırılması, Washington’un bu ülkeyi yeniden meşru ve merkezi bir aktör haline getirme niyeti olarak yorumlanıyor.
ABD’nin Suriye için çizdiği yol haritasında “tek devlet, tek ulus” vizyonu hâkim. Trump’ın “Suriye’yi müreffeh bir devlete dönüştürme” vurgusu da bu çabanın altını çiziyor.
ABD-İsrail Geriliminde Suriye’nin Rolü
Netanyahu’nun Suriye’ye yönelik askerden arındırılmış tampon bölge talepleri, Trump yönetiminin diplomatik sürecine karşı hamleler olarak değerlendiriliyor. Washington, İsrail’e açıkça “sorumlu davran, diplomasiyi izle” mesajı veriyor. Ancak Netanyahu, bölgedeki askeri etkisini sınırlayacak her tür girişime direnç gösteriyor.
Netanyahu’nun Gazze sonrası iç politikada sıkıştığı, uluslararası alanda ise ciddi bir itibar kaybı yaşadığı dikkate alındığında, bu sertlik politikasının iç siyaseti konsolide etme amacı da taşıdığı söylenebilir.
Türkiye’nin Konumu ve Fırsatları
Suriye’deki yeni denklemin merkezinde yer alan Türkiye, jeopolitik konumu, sınır güvenliği ve göçmen politikalarıyla bu sürecin doğal bir parçası konumunda. ABD’nin Suriye’yi “normalleşme” zeminine oturtma arzusu, Ankara için de önemli fırsatlar barındırıyor.
Türkiye’nin bu süreçte arabulucu, dengeleyici ya da bağımsız aktör olarak rol üstlenmesi mümkün. Eğer ABD, İsrail’in politik ipoteğinden sıyrılarak bölgeyi yeniden kurgulamak isterse, bu Türkiye’nin sınır güvenliği, mülteci sorunu, enerji ve lojistik politikaları açısından avantajlar doğurabilir.
Sonuç: Netanyahu’yu Aşan Bir Strateji Mümkün mü?
Trump yönetimi, İsrail’e geleneksel angajmanını korurken, bölgeyi silahsızlanma ve diplomasi ekseninde yeniden yapılandırmak istiyor. Ancak Netanyahu’nun yaklaşımı, bu vizyonla çelişiyor.
Dolayısıyla “Trump’ın vizyonu Netanyahu’ya rağmen hayata geçirilebilir mi?” sorusu hâlâ cevapsız. Ancak süreç, ABD-İsrail ilişkilerinde yeniden tanımlanma ve Suriye’nin meşrulaştırılmasıyla şekillenecek yeni bir Ortadoğu düzeninin kapılarını aralayabilir.

