Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae’nin, Tayvan’a yönelik olası bir Çin müdahalesinin Japonya’nın güvenliğini tehdit edeceğini söylemesi, Tokyo-Pekin hattında yeni bir diplomatik krize yol açtı. Çin, bu açıklamayı içişlerine müdahale ve “kırmızı çizginin aşılması” olarak değerlendirerek sert tepki gösterdi.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Japonya’yı “militarizmin yeniden diriltilmesi” yönünde uyardı ve konuyu Birleşmiş Milletler’e taşıdı. Ardından gelen ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki telefon görüşmesinde de Tayvan konusu öne çıktı. Şi, Tayvan’ın Çin’e dönüşünün savaş sonrası düzenin ayrılmaz parçası olduğunu vurgularken, Trump’ın Japonya’ya “Çin’i kışkırtmama” uyarısında bulunduğu iddia edildi.
Tokyo, söylemden geri adım attı
Tepkilerin ardından Japonya Başbakanı Takaiçi, sözlerinin “varsayımsal” olduğunu açıklayarak geri adım attı. Japonya’nın 1972 Çin-Japonya Ortak Bildirisi’ndeki “tek Çin” politikasını sürdürdüğünü vurgulayan Takaiçi, pozisyonda değişiklik olmadığını kaydetti.
Buna rağmen, Japonya’nın ilk kez bu kadar açık bir askeri yanıt sinyali vermesi, ülkenin güvenlik politikalarında radikal bir değişim mi yaşanıyor sorusunu gündeme getirdi.
Gerçekleşme olasılığı zayıf ama sembolik etkisi büyük
Analistlere göre, Takaiçi’nin açıklamalarının pratikte hayata geçirilme ihtimali düşük. Çin’in Tayvan’a askeri müdahale olasılığı sınırlı kalırken, Japonya’nın savaş karşıtı Anayasası da doğrudan askeri müdahaleye yasal zemin tanımıyor. Japonya Anayasası’nın 9. maddesi, savaşı ve kuvvet kullanımını tamamen reddediyor.
Ancak bu söylem, Japonya’nın uzun süredir sürdürdüğü pasif güvenlik doktrininden uzaklaşma çabalarının yeni bir yansıması olarak görülüyor.
Tarihten gelen gerilim, bugünün ticaretine rağmen sürüyor
Japonya ile Çin arasında tarihsel güvensizlik, güçlü ekonomik bağlara rağmen derinleşmiş durumda. 2024 itibarıyla 300 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmine rağmen, özellikle güvenlik politikalarında ciddi çekinceler mevcut.
Japonya, Çin’in bölgesel nüfuzunu kendi güvenliği açısından tehdit olarak algılamaya devam ederken, ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisinin en önemli parçası olarak öne çıkıyor. NATO ile ilişkilerini artıran Japonya, Hint-Pasifik’teki Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quad) gibi girişimlerle de Çin karşıtı bloklarda yer alıyor.
Yeni Başbakan Takaiçi’nin siyasi manevrası mı?
Takaiçi’nin çıkışı, Japonya’nın ilk kadın başbakanı olarak iç siyasetteki konumunu güçlendirme ya da savunma harcamalarını artırmaya zemin hazırlama amacı taşıyor olabilir. Ancak uzmanlara göre bu çıkış, hem Çin’le ilişkilerde hem de iç kamuoyunda istenen etkiyi yaratmadı. Henüz seçimle güven tazelememiş olan Takaiçi’nin siyasi geleceği de bu tartışmalarla şekillenecek gibi görünüyor.
Sonuç: Bölge uzun süreli sarsıntıya açık
Takaiçi’nin diplomatik geri adımına rağmen, Tayvan merkezli gerilimin zemin kaybettiği söylenemez. Çin-ABD rekabeti devam ettikçe, Japonya, Tayvan ve Güney Kore gibi ülkeler de bu stratejik denklemde önemli rol oynayacak.
Doğu Asya ve Pasifik coğrafyasında Tayvan, Güney Çin Denizi, Senkaku Adaları gibi meseleler üzerinden Çin ve ABD’nin karşı karşıya geldiği denklemde; en kötü senaryo, askeri bir çatışmanın yaşanmasıdır. Bölge ülkelerinin bu nedenle itidalli ve yapıcı diplomasiye öncelik vermesi kritik önemde.

