Suriye’nin kuzeyindeki Halep kentinde yaşayan 80 yaşındaki Muhammed Ezrak, savaş ve makineleşme karşısında yok olma tehlikesiyle yüzleşen geleneksel el dokumacılığını ayakta tutmaya çalışan son ustalardan biri. Ezrak, 70 yılı aşkın süredir, çocuk yaşta öğrendiği baba mesleğini yaşatmaya çalışıyor.
Bir zamanlar Halep’in her köşesinde yankılanan tezgah sesleri, bugün yerini sessizliğe bırakmış durumda. 150 binin üzerinde tezgahın bulunduğu kentte artık bu sanatı icra eden neredeyse kimse kalmadı.
“Bu meslek benim için hayat demektir”
Halep’te AA muhabirine konuşan 7 çocuk babası Muhammed Ezrak, dokumacılıkla tanışmasını ve mesleğe olan bağını şu sözlerle anlattı:
“10 yaşında babamın yanında öğrendim. Tezgahta çalışmak zordur; kulak, göz, el ve ayak birlikte çalışır. Ama ben bu mesleğe gönül verdim. Tezgahta dokunan kumaşta ruh vardır. Bu bana tüm ömrümü hatırlatıyor.”
Kendisini son usta olarak tanımlayan Ezrak, yıllar içinde dokuduğu kumaşların birçok ülkeye gönderildiğini belirtiyor. Ürettikleri kumaşların Filistin, Ürdün, Hindistan, Pakistan ve Mısır gibi ülkelere ulaştığını dile getiriyor.

“Bu kumaşlar sadece ürün değil, birer miras”
Dokumacılığı yalnızca bir iş değil, ruh taşıyan bir zanaat olarak gören Ezrak, geleneksel yöntemle dokunan kumaşların elektrikli makinelerden çıkanlardan çok daha kıymetli olduğunu vurguluyor:
“El yapımı kumaş daha düzenlidir çünkü ona ruh karışmıştır. Bu sadece bir iş değil, bir mirastır.”
Ezrak, ipekten yüne, şaldan kuşağa kadar birçok farklı kumaşı geleneksel yöntemlerle dokuyor. Dokuma sürecinde marangozluktan boyacılığa, fitilcilikten demirciliğe kadar pek çok alt mesleğin de devreye girdiğini belirtiyor.
“Yeni nesil bu işi yapamaz”
Zanaatın ağır ve zahmetli yapısı nedeniyle çocuklarına bu mesleği öğretmediğini söyleyen Ezrak, şöyle devam etti:
“Güzel ama çok zor bir iş. Bu nesil için uygun değil. Fes ustalarının mesleği nasıl unutulduysa, bu da unutulacak gibi görünüyor.”
Halep’te bir zamanlar her evde ve dükkânda tezgah olduğunu hatırlatan Ezrak, artık kimsenin tezgah kurmak istemediğini ve bu sanatın “ölü meslekler” arasına girmek üzere olduğunu üzülerek dile getiriyor.
“Tezgahta ruh var, makinelerde ise yok”
Makineleşmenin geleneksel el dokumacılığı üzerindeki etkisini eleştiren Ezrak, geçmişte kullanılan pedallı sistemlerle şimdiki jakarlı makineler arasında büyük fark olduğunu söylüyor:
“Eskiden 2, 4, 6 hatta 8 pedallı tezgahlar vardı. Şimdi fabrikalarda jakar sistemi var. Ama tezgahta dokunan kumaşın bir ruhu vardır, elektrikli makinelerde ise bu yoktur.”

