Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleştirdiği görüşme, küresel sistemin iki büyük gücü arasındaki ilişkilerde dikkat çekici bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor.
Altı yıl aradan sonra yeniden başlayan bu stratejik temas, Çin-ABD ilişkilerinin geleceğine dair önemli ipuçları sunarken, taraflar arasında “kontrollü rekabetin” kurumsallaşması yönünde bir eğilimi ortaya koyuyor.
Stratejik Diyalogta Yeni Sayfa
Busan’da liderler düzeyinde gerçekleşen görüşme, iki başkent arasında uzun süredir ertelenen stratejik diyaloğun yeniden açıldığını gösteriyor. Bu gelişme, olası krizlerde yanlış hesaplamaların önlenmesi ve iletişim kanallarının kurumsal temellere oturtulması açısından kritik bir adım olarak öne çıkıyor.
Stratejik rekabetin doğrudan çatışmaya evrilmesindense “yönetilebilir bir etkileşim” modeli benimsenirken, iki taraf da küresel düzeydeki hegemonik belirsizliğe karşı istikrar arayışını sürdürüyor.
Ekonomik Mesajlar ve Küresel Piyasalar
Busan görüşmesinin ardından tarafların “ekonomik istikrar” vurgusu, sadece diplomatik değil finansal açıdan da yankı buldu. Çin’in nadir elementlerdeki hakimiyeti ile ABD’nin teknoloji ihracat kısıtlamaları üzerinden yürüyen ekonomik gerilimlerin daha rasyonel bir zemine çekilmesi hedefleniyor.
Bu yönüyle Busan’daki temaslar, uluslararası piyasalar ve tedarik zincirleri açısından da olumlu beklentiler doğurdu. Ancak bu iyimserliğin sürdürülebilir olması, tarafların iç siyasi dinamiklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olacak.
“Rekabet İçinde İşbirliği” ve G2 Tartışması
Görüşme, iki ülkenin son dönemde ideolojik kutuplaşmadan daha gerçekçi bir dış politika diline yöneldiğini gösteriyor. “Rekabet içinde işbirliği” yaklaşımı, hem ekonomik bağımlılığı hem de stratejik özerkliği sürdürmeyi amaçlayan iki kutuplu bir denge modeline işaret ediyor.
Bu bağlamda, Busan görüşmeleri “G2” veya “eş hegemonik yönetişim” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Çok kutupluluk söyleminin yerini alacak iki merkezli bir küresel yapının mümkün olup olmadığı sorusu, bu zirveyle daha görünür hale geldi.
Yumuşamanın Kırılgan Zeminleri
Olumlu atmosferin gölgesinde, Busan ruhunun kalıcı olmasını zorlaştıracak yapısal sorunlar da var. Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi sıcak başlıklar, stratejik uzlaşının önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor.
ABD’de artan Çin karşıtlığı ve Çin’in ekonomik yavaşlamayı dış politik hamlelerle dengeleme eğilimi de sürecin kırılganlığını artıran faktörler arasında.
Yönetilebilir Ateşkes mi, Yeni Başlangıç mı?
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, Busan görüşmesinin “yeni bir başlangıç”tan çok mevcut sistemde “yönetilebilir bir geçici ateşkes” olarak görülmesi daha gerçekçi duruyor.
Küresel rekabetin yeniden tanımlandığı bu dönemde, Busan’daki lider diplomasisi diyalogun hâlâ en etkili kriz yönetimi aracı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Ancak sürdürülebilir güven inşası sağlanmadıkça bu yumuşama, kalıcı bir barış mimarisine dönüşemeyecek gibi görünüyor.

