Afganistan ile Pakistan arasında 8 Ekim’de başlayan ve bir haftadan uzun süren sınır çatışmaları, bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşırken, Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğuyla sağlanan barış anlaşmasıyla kontrol altına alındı. İki ülkenin savunma bakanları, 19 Ekim’de Doha’da imzaladıkları anlaşmayla kalıcı barış ve istikrar için çalışma konusunda mutabık kaldı.
Bu çatışmalar, ABD’nin 2021’de Afganistan’dan çekilmesinden bu yana yaşanan en ciddi askeri tırmanma olarak değerlendiriliyor. Ancak Pakistan Talibanı’nın (TTP) ateşkes sürecine dahil olmaması, barışın sürdürülebilirliğini tehdit eden en önemli unsur olarak öne çıkıyor.
İki Taliban Gerçeği: İdeolojik Bağ, Farklı Yönelimler
Kriz, Afganistan’da yönetimi elinde tutan Afgan Talibanı (İslam Emirliği) ile Pakistan’daki Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) arasındaki farkların önemini bir kez daha ortaya koydu. Peştun nüfusuyla iç içe olan TTP, Pakistan güvenlik güçlerine karşı saldırılar düzenliyor ve sıklıkla Afganistan topraklarına sığınıyor. Bu durum, sınırın gözenekli yapısı nedeniyle iki ülke arasında sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyor.
Barınak ve Destek İddiaları
Afganistan, TTP’ye destek verdiği iddialarını reddediyor. Ancak Pakistan, Afgan Talibanı’nın TTP’ye barınma sağladığı görüşünde ısrarcı. Bu tartışmaya, Hindistan’ın söz konusu militan gruplara finansal destek sağladığı iddiaları da ekleniyor. Böylece bölgesel güven eksikliği derinleşiyor ve İslamabad–Kabil hattındaki karşılıklı güvensizlik yeniden tırmanıyor.
Jeopolitik Etkiler: Hindistan, ABD ve Çin Faktörü
Krizin tırmandığı dönemde Afgan Dışişleri Bakanı Amir Khan Muttaqi’nin Hindistan ziyareti, Pakistan açısından stratejik bir rahatsızlık yarattı. Yeni Delhi’nin Kabil ile yakınlaşması, Pakistan’ın güvenlik endişelerini artırırken, ABD’nin Bagram Hava Üssü’ne geri dönme niyeti de jeopolitik dengeleri yeniden şekillendiriyor.
ABD–Pakistan yakınlaşması karşısında Çin’in tutumu da dikkat çekiyor. Pekin, Pakistan’a askeri teçhizat sevkiyatını yavaşlatırken, bu adım bölgedeki güç dengesinin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Konvansiyonel Savaş Mümkün Değildi
8–15 Ekim arasındaki çatışmalar, kısa sürede bir misilleme sarmalına dönüşse de taraflar konvansiyonel bir savaşa giremedi. Pakistan, dünyanın altıncı büyük ordusuna sahip olmasına rağmen Afganistan’ın ağır zırh, hava kuvveti ve istihbarat kapasitesinden yoksun olması, savaşın asimetrik düzeyde kalmasına yol açtı.
Ancak uzmanlara göre, asimetrik bir yıpratma savaşı riski hâlâ yüksek. Pakistan içindeki Beluç ayrılıkçılar, Keşmir militanları ve DEAŞ-Horasan gibi unsurlar, uzun vadede ülkenin güvenliğini zora sokabilir.
Ateşkesin Kalıcılığı Belirsiz
Her ne kadar ateşkes sağlanmış olsa da, taraflar arasındaki açıklamalar hâlâ “sert” ve “uzlaşmaz” nitelikte. TTP’nin sürece dahil olmaması, Afgan Talibanı üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Pakistan, artık TTP sorununu doğrudan Kabil’de değil, üçüncü ülkelerde ele almak istiyor.
Bu noktada Türkiye’nin arabuluculuk rolü ön plana çıkıyor. Ankara’nın hem diplomatik denge gücü hem de bölgesel istikrar hedefleri, barış sürecinin kalıcı hale getirilmesinde kilit öneme sahip.
Sonuç: Ekonomik Zorunluluk Barışı Güçlendirebilir
Afganistan ve Pakistan, her ne kadar siyasi gerilimler yaşasa da ekonomik olarak birbirine bağımlı. Pakistan’ın Orta Asya pazarlarına ulaşabilmesi ve Afganistan’ın dış ticaretini sürdürmesi için karşılıklı istikrara ihtiyaçları var. Bu ekonomik zorunluluk, kalıcı barışın en güçlü dayanak noktası olabilir.
Ancak, son yaşanan kriz gösterdi ki, ikili formatta yürütülen çözüm çabaları yeterli değil. Bu nedenle Türkiye ve Katar gibi üçüncü tarafların arabuluculuğu, bölgesel barışın kalıcılığı açısından kritik bir araç olarak değerlendiriliyor.

